Çarşamba, Ekim 28, 2009 · Kategori: Replikler

Rep No: 54


-Aynı suda iki kere yıkanılmaz tamam da;

kaçıncı kere yıkandığında su aynı su

olur? 

-İyi ki hatırlattın sevgilim, duş jelimiz bitmiş, marketten almayı sakın unutma.


-!!!!????


"Bay G,  tam derin düşüncelere dalacakken, Bayan G onu günlük yaşamın pratiğine çekmeyi başarır. Bayramoğlu,28/10/2009"


 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Salı, Ekim 20, 2009 · Kategori: Denemeler

Paradigmaların karşıtlığı

 

Boston Legal diye bir Amerikan dizisi var televizyonda.

 

Avukatlar, yargıçlar, yargılamalarla dolu diziler yapmayı nedense pek seven Amerikalıların yaptığı bir televizyon dizisi. Boston’lu avukatların aralarındaki ilişkileri (hissî veya fizikî olanlar da dahil) gösterdiği kadar, ilginç insanları ve yaşantıları işleyen  diziyi ara sıra seyrederim.

 

Geçenlerde ilginç bir konuyu işliyordu. Amerika’ya yerleşen Haiti’liler arasında geçiyordu olay. Köle bir kadın (evet resmen, bilinen anlamıyla köle) sahibini öldürmüştü. Sahibi kadının karnındaki (kendisinden olan) bebeği satmak istiyordu.

 

Köle Kadın, çıkan tartışmada sahibini bıçakla öldürmüştü. Dizinin külyutmaz avukatları kadını savundular, cinayeti cinnet anına dayandırdılar ve sonunda sanık beraat etti.

 

Maktulün karısı (canlandıran oyuncu sadece iki repliğe rağmen, duruşu ve bakışı ile gerçekten iyi oynamıştı):

 

 “-Seni çok severdi” dedi karardan sonra ve ekledi ;

“-Artık özgürsün. 

 

Avukatlar bu iki anlama da gelen cümle karşısında birbirlerine gülümseyerek bakarken, Kölenin yüzünde dehşete kapılmış bir ifade belirdi.

 ”- Benim sahibimsiniz “ diye seslendi efendisinin arkasından,

 

Efendi, arkasına bakmadan hızla uzaklaştı.

 

 Köle;

“-Ne yapacağım ben şimdi” diyerek ağlamaya başladı.

 

Avukatlar kızın bu haline şaşırmışlardı. Durumu anlamadığını düşünerek izah etmeye çalıştılar:

 

“Artık köle değilsin, özgürsün, üstelik beraat de ettin, sevinmen gerekir”

 

anlamına bir şeyler söylediler.

 

Oysa anlamayan onlardı. Köle kız, özgür olmayı istemiyordu. Özgür bir yaşamı nasıl sürdürebileceğini bilmiyordu.

 

Burada farklı paradigmaların çelişkisini görüyoruz. Kulluk paradigması ile hayata bakan insanları çağın özgürlük anlayışı ile yetişmiş, birey kimliğine sahip birisinin anlaması güçtür.

 

Türkiye Cumhuriyeti ne yazık ki başarısız olmuştur. Bu coğrafyanın,  yaşamı kulluk paradigması ile algılayan insanlarını bireye dönüştürecek paradigmayı oluşturamamış, bunu benimsetememiştir.  

 

Bu gün hızla bir bataklığın içine gömülüyorsa sorumluları; İsmet İnönü’den başlayarak eğitim devrimini tahrip eden, giderek yok eden tüm yöneticilerdir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Pazartesi, Temmuz 20, 2009 · Kategori: Atolye

Hesâb-ı Asgar-ı Nâmütenâhî

Hafif küf kokan merdivenlerin son basamağını indikten sonra yanımdaki şeyin hafifçe koluma dokunması ile sağa doğru döndüm. Etraf enikonu karanlıktı, aslında yanımdaki nesne olmasa idi zifiri karanlıktı demek daha doğru olurdu. Nesne, içimde  dikkatli adımlarla kendisini  izlemem gerektiği, yerlerin kaygan olduğu şeklinde bir his uyandırdı.  Bu durumu ancak böyle açıklayabiliyorum. Zira insana benzeyen, ancak kütlesi olmayan bu nesne ile aramızda konuşmadan bir iletişim oluşmuştu Suna’nın beni çağırdığı, bu terk edilmiş binaya   geldiğimden beri. 

Suna ile ayrıldığımız günden  itibaren geçen on bir  yıl boyunca bir tek kez bile görüşmemiştik.  Benim  için hava hoştu, ama Suna benden nefret ediyordu  ve bu nefret  ayrıldığımız gün ve onu terk ettiğim için başlamamıştı.

 Suna, birlikte olup da evlenmeye karar verdiğimiz ilk bir hafta dışında, benden hep nefret etmişti ve bu nefreti  evlendiğimiz günden başlayarak  iyice güçlenmiş, adeta ete kemiğe bürünerek bana hayatı zindan edecek boyutlara taşınmıştı.  Bir süre onun bu nefretinden dolayı  acı  çekmiş,  onun haklı olabileceği yanılsamasına kapılmış ve suçluluk duygusunun taşınamaz ağırlığını sırtımda hissetmiş ,  umarsızca taşımıştım ama,  zamanla asıl suçlunun ben olmadığımı keşfetmeye başlamıştım.  Babasıydı  gerçek hedefi ve ona duyduğu nefreti gizleyebilmek için babası  Şükrü  Bey’e  tutkulu bir sevgi görüntüsü geliştirmişti.  Nefreti ise bana doğrultmuştu.  

Telefondaki  sesi son derece ifadesizdi ve beni  şehir dışında  belediye tarafından kamulaştırılıp  yıkımına başlanmış olan  terk edilmiş  binalara çağırıyordu.  Çok şaşırmış ama belli etmemiştim.  Merakımı  kontrol  altında tutmaya çalışıp verdiği adrese  gittim.  
[Devam Edecek]
*Sonsuz küçük nicelikleri inceleyen hesaplama yöntemi.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Özel Arama
Özel Arama

Melanie_Safka_-_Look_What_They_ve_Done_To_My_Song_Ma
Yükleyen rakosky