Cumartesi, Haziran 11, 2009 · Kategori: Atolye
Bir Rastlantının Hikâyesi
Bundan bir yıl kadar önce; 19 Haziran 2008’de Taslak Geçici 1-Efsun’un Kirli Zaferi başlıklı taslağı yazmıştım. Bu taslağın not kısmında Oğuz’un, Efsun’un çocukluk fotoğraflarından ne kadar etkilendiğinden söz etmiştim. Yaptıkları ne denli bağışlanamaz, sakil, çirkin, bayağı, haince, gaddarca, kalleşçe olursa olsun, Efsun’a ne kadar kızarsa kızsın sonunda merhametinin galebe çalmasında, onun hiç hak etmediği bir bağışlama ile -âdeta- ödüllendirilmesine ve daha da azgın bir şımarıklığın fütursuzluğuna saplanmasında bu fotoğrafların Oğuz üzerindeki bloke edici etkisi önemli bir rol oynamıştır. Aynen şöyle yazmışım o notta:
“Oğuz, Efsun’a çok kızdığında, onun çok sert bir karşılığı hak ettiği zamanlarda ve bunu yapacak kadar öfkelendiğinde dahi Efsun’a merhamet ediyor, kendisini ve öfkesini kontrol altına alıyordu. Böyle anlarda Oğuz’un gözünün önüne Efsun’un çocukluk resimleri geliyordu. Donuk , ifadesiz bir Efsun vardı o resimlerde. Ruhundaki donma ve yüreğindeki katılaşma hemen anlaşılıyordu. 2-3 yaşına kadar bir ifade taşıyan yüzü, daha sonraki çağlarında donuk, katı, ifadesiz bir hale dönüşecek bu görüntü genç kızlık çağlarına kadar devam edecekti. Daha sonraki resimlerinde yüzünde yapay ve isterik bir gülüş yer alacaktı. İşte Oğuz, donuk yüzlü, kimbilir hangi ızdırapların pençesinde ruhu kirlenen çocuğa acıyor, kıyamıyordu."
Bu gün, eserlerini ilgi ile izlediğim bir yazar olan, Polonya doğumlu İsviçre’li Psikanalist Alice Miller’in Hayat Yolları[1] adlı kitabını okurken, bir öyküde, yukarıdaki olayın tıpatıp benzeri ile karşılaştım. Miller, bu kitapta öykü yazmayı denemiş ve meslekî tecrübelerini okurlarına yedi tane öykü aracılığı ile aktarmayı seçmişti. Kitabın ilk öyküsü olan Claudia ve Daniel- Otuz Yıl Sonra adlı öyküde sonsuz uzunlukta beyhude bir çaba olarak nitelediği evliliğini bitirmeye çok geç karar veren Claudia’nın bu gecikmesinin nedeni Oğuz’unki ile aynıydı:
“Çantamda Max’ın üç yaşında iken çekilmiş bir resmi vardı. Beni yaraladığında hep bu resme bakardım. Ona kin beslememek, onu her zaman anlamak istiyordum. Çünkü sevimli yüzündeki soran gözleriyle bakan bu küçük oğlan çocuğuna büyük bir merhamet besliyordum. Kendi duygularımı unutmam, üzüntümü ya da öfkemi bırakmam ve yetişkin Max’ın her yaptığını affetmem için bu resme bakmam yeterliydi. Kendimi ondaki çocuğa ne denli bağlı hissettimse, kendimi ve gerçek durumu o denli gözden yitirdim ve onun da itici tavrı o denli belirginleşti.”
Elbette Alice Miller çok daha sağlam bir analiz ve yetkin bir edebi dille anlatmıştı ama, anlatılanlar birbirine çok yakındı. Başka bir durum ve zemin olsa canımı sıkacak olan bu benzerlik çok hoşuma gitmişti. Zîra bu rastlantı, Oğuz’un öyküsünün ne kadar insana özgü olduğunu gösteriyordu.
[1] Hayat Yolları, Yedi Öykü,(Wege des Lebens, Sieben Geschichten),Alice Miiler, Metis Yayınları, İstanbul,Mart 2002